Sessiz ve renksiz bir dili vardır ilhamatın. İlk oradan başlar görmeye kâinatı heveskâr. İlk orada ölmeye başlar. Nedir ki aklımız? Beyaz sayfalarda titreyen bir gölge değil mi? Oysa… Oysa bir avuç toprak olduğunu önceden bilse insan, savurmaz mı küllerini dağlardan? Sormaz mı suallerin en yeşilini, en mavisini, en beyazını? Bir damla melek olup düşmez mi toprağa? Hafıza bir kurtçuk gibi zihni oydukça zaman bir yılan gibi sonsuza kıvrılır. Ben bir münzeviyi anlamak için yaktım zihnimi! Ben bir münzeviyi anlatmak için yaktım dilimi! Münzevi denizi boşaltmak için gemisiyle su taşır! Münzevi her mevsim gitmenin telaşındadır. Ve o güzel atlar… O güzel atlar münzevi için vardır. Münzevi; bir sevda mevsimi geçer de veremez nefesini. Karanlık duygular, masmavi gökyüzü, ruhunda fırtınalar… Münzevi; aşkın çemberinde, hasretin izinde, gerçeğin peşindedir...
Gözsüz ve dilsiz bir hali vardır ilhamatın... İlk orada gözleri kapanır heveskârın, ilk orada dili hayretle tutulur. Yazdan kışa, kıştan bahara geçer. Ruhu dağlarda, ayakları gidip gelmelerle savaştadır. Zaman hep aynıdır ve münzevi aklını zamandan önce ve sonra kullanır. Duyduğu her ses bir esmadır, dağların en doruğuna çağırır. Biraz ışık, biraz rüzgâr, biraz… Biraz da zikirdir Münzevi; otlar, çiçeklerle beraber sallanır. Nasıl olsa bekaya savrulmuştur başı, nasıl olsa “an” kusursuzdur. Ben bir münzeviyi anlamak için yaktım zihnimi! Ben bir münzeviyi anlatmak için yaktım dilimi! Münzevi denizi boşaltmak için gemisiyle su taşır! Münzevi her mevsim gitmenin telaşındadır. Ve o güzel atlar… O güzel atlar münzevi için vardır. Münzevi; bir sevda mevsimi geçer de veremez nefesini. Karanlık duygular, masmavi gökyüzü, ruhunda fırtınalar… Münzevi; aşkın çemberinde, hasretin izinde, gerçeğin peşindedir.
Gözsüz bir gözü vardır ilhamatın. İlk orada bakışları okyanusa dönüşür heveskârın, ilk orada 'su'ca görür ve tanır. Bir nazar boncuğudur gözleri, dönen feleklerin ucuna göz değmesin diye takılır. Gecenin içinde uçuşur nefesi, sabah aynaları yakaza halinde kırılır. Ve döndükçe münzevi, kâinat tennure eteklerinde savrulur. Bir damla yağmur, bir damla kan, bir... Bir de kar tanesidir Münzevi, döndükçe keskin köşeleri törpülenip yuvarlaklaşır. Parmak tetikte vururken bir yabanı, bırakır silahı münzevi... Parmak tetikte bir imgeye nişan alır, tetikle kara delik arasında kalemi bırakır Münzevi... İlhamat vecd halindeyken münzevi dağdan, bayırdan yuvarlanır. Ölür de ses etmez, sessizce yuvarlanır… Yuvarlanır… Yuvarlanır... Ve ilhamat… Ve fikir… Ve çile... Ve eser… Her geçen gün uzanılan an, lakin hiç bir zaman ulaşılamayan... Şimdi ve asırlar sonra olur. Ben bir münzeviyi anlamak için yaktım zihnimi! Ben bir münzeviyi anlatmak için yaktım dilimi! Münzevi denizi boşaltmak için gemisiyle su taşır! Münzevi her mevsim gitmenin telaşındadır. Ve o güzel atlar… O güzel atlar münzevi için vardır. Münzevi; bir sevda mevsimi geçer de veremez nefesini. Karanlık duygular, masmavi gökyüzü, ruhunda fırtınalar… Münzevi; aşkın çemberinde, hasretin izinde, gerçeğin peşindedir.
Ve bunlar... Ve bunlar münzevinin sadece savrulan ilham tozlarıdır...
Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Ödülleri Sahiplerini Buldu…
‘Hazer Sofrası Sûfi Edebiyat Atölyesi’
Gümüş aydınlıkta serviler güller Serin hülyasıyla çeşmelerinin; Başındayım sanki bir mucizenin Su sesi ve kanat şakırtısından, Billur bir avize Bursa`da zaman.
Ahmet Hamdi Tanpınar
“Roman kahramanları bir gün göklerinden yalnız bir yıldızın kaydığını gördüklerinde dilek tutmuşlardı… “Ne, çok yakındılar birbirlerine ne de çok uzaktılar…” “Ne içindeydiler zamanın ne de büsbütün dışında…” Bir ‘mahur beste’ olup zamanın sınırlarından taşarak yeşil şehre varmışlardı. Ne ki “zaman” bir rüya kelebeğinin kanadında uçarken onlar “an”a sonsuza dek sığıyorlardı. ‘Yeşil Türbe’deki’ ‘turkuaz’ çinilere sinmiş Kur’an seslerini dinliyorlar ve bir rüyanın izinde “beyaz nilüfer’in’ büyüsüne kapılıp, hâl denizinden yakaza topluyorlardı…
Belki de ‘nilüfer çiçeği’nin’ beyaz, baygın kokusuydu bu hâl… Bu şehrin damarlarına sızan, yerin maden damarlarından girip, çınarların asırlık gövdesinden fışkıran bir koku… Yaşı olmayan bir koku… Tarihin derinliklerinden sıza sıza ilerleyen ve istediği her zaman diliminde yaşayan uçarı bir koku… Belki biraz hercai… Ama her daim kadifemsi bir koku… ‘Nuran’ın’ efsunlu nefesiyle ve bir tebessümüyle dağılmış… Suat’ın bahtına yazılan intihar kadar dipsiz bir koku… Tanpınar’ın pırıltılı bir billur gibi şehre savurup gittiği sisin, çizginin, şiirin, imgenin, kelimenin ve aşkın çağrısına uyanmış bir rüyanın kokusu…”
Saliha Malhun ( Kâf Şehrine Yürüyenler)
Rüyanın Şehri Bursa Büyük Ustasını Bir Kez Daha Yâd Ediyor…
Artık Yeşil Kentimizde geleneksel hâle gelen ve büyük usta Ahmet Hamdi Tanpınar anısına her sene mutad düzenlenen edebiyat yarışması bu sene de Osmangazi Belediyesi tarafından "Roman" dalında düzenlenmişti. Jüri başkanı Hilmi Yavuz tarafından açıklanan sonuçlara göre, yarışmanın birinciliğini "Clan" adlı eseriyle yarışmaya İstanbul'dan katılan Cem Kalender elde etti.
Haraçcıoğlu Medresesi Kültür Merkezi'mizde yarışmanın jüri üyeleriyle birlikte basın toplantısına teşrif eden kıymetli Osmangazi Belediye Başkanımız Recep Altepe, Tanpınar’ın adının Bursa'yla özdeşleşmiş büyük bir yazar olduğunu ifade etti. Bursalı olmadığı halde, bu kenti en güzel şekilde anlatan üstadı anmak ve ismini yaşatmak için 2001 yılından beri her yıl farklı dalda düzenlenen yarışmalar hakkında bilgi sundu dinleyenlere. Nasıl İstanbul’un Yahya Kemal Beyatlı gibi büyük bir şairi varsa Bursa'nın da Ahmet Hamdi Tanpınar gibi bir sanatkârı olduğunu ifade etti. Bu yıl roman dalında düzenlenen yarışmaya Türkiye'nin dört bir yanından 115 eser katılmıştı.
Jüri Başkanı Hilmi Yavuz ise, yarışmaya katılan 115 eserin ön elemenin ardından 15'e indirildiğini, bu eserlerin ise Fusün Akatlı, Latife Tekin, İhsan Deniz, Prof. Dr. Abdullah Uçman, Metin Önal Mengüşoğlu, Laurent Mignon, Doç. Dr. Erdoğan Erbay ve Cihan Aktaş'tan oluşan jüri tarafından 1,5 aylık bir süreçte tek tek okunduğunu dile getirdi.
Yapılan değerlendirme sonunda, yarışmaya İstanbul'dan katılan Cem Kalender'in ''Klan'' adlı eserinin birincilik, İzmir'den Mahir Adıbeş'in ''Veliaht'' adlı romanının ikincilik, İstanbul'dan Zeki Bulduk'un ''Ayaküstü Sevişmeler'' adlı romanı ise üçüncülük aldığı ilân edildi. Yarışmaya Diyarbakır'ın Bismil ilçesinden katılan Metin Özdamarlar'ın ''Lâl'' adlı eseri de mansiyon almaya hak kazandı.
Yarışmada birinciye 10 bin, ikinciye 7 bin 500, üçüncüye 5 bin YTL, mansiyon alan eser sahibine de 2 bin 500 YTL para ödülü verilecek. Ayrıca, birinci olan romanın Osmangazi Belediyesi tarafından kitap haline getirileceği bildirildi.
Osmangazi Belediyesi'nde artık bir gelenek;
Ahmet Hamdi TANPINAR anısına düzenlenen yarışmalar.. İlki 2001 yılında düzenlenen ve "Deneme" dalında olan yarışmada, 2002 yılında katılımcılar "Şiir" alanında yarıştı, 2003 yılında mektup dalında 2004 yılında makale dalında, 2005 yılında hikâye dalında, 2006 yılında ise "Edebiyat-ve Bursa" konusunda araştırma-İnceleme dalında yapıldı. 2007 yılında ise roman dalında yapılmaktadır...
Her yıl yayınlanmaya değer bulunan eserlerin de basımını üstlenen ve bu sayede Bursa konulu edebiyat eserlerine katkı koyan Osmangazi Belediyesi bu geleneği sürdürmeye devam edecek...
Altı yıldır yapılmakta olan yarışmalarda 2001 yılında Yücel Balku'nun "Koza'nın Kapıları" eseri, 2002 Yılında Nuri Demirci'nin "Bursa Taşı", 2003 Yılında Saliha Malhun'un "Yeşil Kentin Papirüsleri" , 2004 Yılında İsmet Emre "Tan'ın Pınar' Eriştiği Şehir", 2005 Yılında Hikaye dalında İzzet Harun Akçay'ın "Ceren", 2006 İnceleme - Araştırma dalında "Tanpınar'ın Şiir Estetiği ve Bursa Algısı Işığında Bursa'da Zaman Şiirini Okuma Denemesi" isimli eserleri ile birincilik almışlardır...
Bu arada yazarlarımızdan güzel kareler yakalamayı da ihmal etmedik…
Romancı Latife Tekin, Saliha Malhun Ve Cihan Aktaş Hanımefendiler…